ben sende tutuklu kaldım - Blogcu



« Önceki |

17/7/2008

HERHANGİ BİRİ

Dünlere hapsolmuş umutlarıma ulaşılmaz artık

Giderken bilmediğim bir yere bıraktım mutluluğu

Gülümseyemediğin bir aşk düşün

Her sözünün can yaktığı

Her konuşmanın yeni bir gözyaşı olduğu

Ağlarken bile mutlu olmayı öğrenirsin sonra

Hiçbir şey son söz kadar canını yakmaz aslında

Söylenilen önemli değil son olması yeter sana

Gözlerini kapatırsın sonra

Hislerinin fişini çekersin

Boşlukta yürüyorsundur ama kimin umurunda

Her sabah uyanıyorsun diye yaşarsın sadece.

12/7/2008

ESKİ BİR YANIK GİBİ

hani içinin en kuytu yerinde, senin bile farkında olamadığın, ellerinle tutamayacağın bir yanında mesela, artık senin nefesinmiş gibi; ince bileklerin,terleyen ellerin, avuçlarındaki çizgiler gibi taşıdığın, kalbin acıdığında veya acıttığında başka birinin kalbini istemeden, bu günün yarına denk düşmediğinde mesela, kendini bilmediğin, “bu ben değilim” dediğin, mutsuz ve umarsız zamanlarında, içindeki yaralar kanamaya başladığında, şimdiye kadar kaç kişiyi kanattığını düşündüğünde, başkalarına az kendine fazla geldiğinde, ya da tam tersini hissettiğinde, tutamadığında geçip giden zamanı ve her istediğinde istediğin yerinden hayatı, kendini her defasında geç kalmış hissettiğinde, fakat yetişmek için artık uğraşmadığını fark ettiğinde, yüreğine ektiğin aşk çaresiz kaldığında ve buna rağmen sırtını dönüp gittiğinde, akşam güneşi kendini rüzgara bıraktığında, mevsimler birbirini birbirine emanet ettiğinde, sokak kedileri artık bacaklarına dolanmadığında, kalbin ağzına gelmediğinde ve içindeki kelebekler uzaklara gittiğinde, kimi zaman sebepli, kimi zamansa sebebinin ne olduğunu bile bilmeden bir aşkı bitirdiğinde, kör karanlıkta olur olmadık bir yerden bulup , bir anda güneşe bıraktığın, tatlı tatlı kaşıyarak, tırnaklayarak hatta kızartarak etini, yaramaz bir çocuğun parmakları kopartırken dizlerindeki henüz kabuk bağlamış yaralarını, kanatırken ve o kana tütün basarken (babanın dediği gibi), o yara yeniden kabuk olana kadar, sızısı kalbinden öteye geçene kadar ve sonra incelterek acını, sen gözlerini açtığında yeniden ama kapılarını kapadığında, hayatla yeni bir kavgaya hazırlandığında, hem kendine hem de başkalarına yeni küfürler biriktirdiğinde, suskun ağzının en edepli yerlerini doldurduğunda öfkeyle, yeniden yemin ettiğinde gözlerini sımsıkı yumarak, eski bir yanık gibi…

 

bilirsin işte…

boş verilmiş bir yalnızlıktır aslında seninkisi…

bu yüzden sen de boş ver her şeyi...

 

12/7/2008

SIMSIKI


derin bir hüzündür
gecenin koynuna gizlediğin
avuçlarındaki kıvrımlarda
geçmişin sığ suları saklıdır
bulanık bir su damlası akar
yolunu bulur yatağında
denize varır ağır ağır
geç kalmış bir tebessüm
konerken yanağına
dilinde buruk bir merhaba
ve belki de
kendi sözcüklerinden korkarken sen
ağzının içinde yuvarlanır
tüm bildiğin yeminlerin
tükenişin ve geçmişin
karşılıklı vurur kadehleri masaya
kederle...
eski bir görüntü geçer gözlerinin önünden
uzun bir yol
yolun sonunda bir oraman
ormanın içinde yürürken sen
tek başına,
kulaklarında kuş sesleri yankılanır
ağustos böceği notasını bozar şarkının
senin her adımında
yine de gülümsersin
ilerlersin ormanın sonundaki eve
uzaktan kokusu gelir
evin ahşap duvarlarının
seni çağırır dileklerin
bir gölün dinginliği karşılar seni
kaybolmak gibi birşey
huzur...
herkesden uzak
tüm seslerden
kent saçmalıklarından
süslü kadınlardan
ağzı çok laf yapan adamlardan
uzak... uzak...uzak...
yalnız bir düştür aklında kalan
yorgun sırtının tam ortasından geçer
biriktirdiğin özlemlerin
rengi koyu
tadı buruk
ezberi zor tüm şiirler gibi
aklında kalan son kelimesidir
aşk!
eski bir defterin yarım kalmış tüm cümlelerini
bağışladım sana!
sular kurudu
toprak çatladı
denizler çekildi
yıldızlar düşüyor şimdi gökyüzünden
tükenişin ve geçmişin
karşılıklı vururken kadehleri masaya
tutabildiğin tüm dilekleri tut şimdi
sımsıkı...

28/5/2008

SEN BANA AŞIK OLABİLİRMİSİN

Sen, yalnızlığına inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile, sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin?
Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın.Bunların hepsinden sıyrılıp,  yeni bir sen olabilirmisin? 
Yağmurun altında aklında sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin? Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin?
Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz, sürprizlere kapalı hayatını tek kalemde çizebilirmisin? 
Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacak gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya ya da azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin?
Özlemin, küçücük bir kordan, kentleri yakacak kocaman bir yangına dönüşmesine izin verebilirmisin?
dün ve bugün senin olsun.Sen yarın için hayal kurabilir misin? Arzuladığın sevgiye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilir misin? Bunu yaparken bazılarının sana “aptal” deme riskini göze alabilir misin?
Hiçbir şey düşünmeden, sadece o anı yaşayıp, yüreğini, beynini, bedenini, coşkunun ve hazzın kucağına atabilirmisin?
Nerede olduğunu, kim olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılarından hayatla dans edebilir misin?
Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilir misin?
Ruhuna ihanet etmeden sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana “o” dedikçe onun izinden gidebilir misin?
ne? yinemi çok konuştum? hadi yaa?

sahi söylesene..sen bana gerçekten aşık olabilirmisin?

14/5/2008

RÜYA

Hep bir neden vardı aslında. Gülümsemek, ağlamak, gitmek, kalmak, beklemek… Belki de anlamsızca sevmek için. Sorular olmadan. Hiç konuşmadan seyretmek sevgiliyi… Gülmek için sebeplerim vardı. Geceleri severdim ben. Sessiz bir feryat gibi düşerdi ayın tozları bir bulutun kıyısından,. Bir ah gibi inerdi yüzüme, saçlarıma, dudaklarıma. Sen gibi örterdi tenimi..Sen gibi öperdi.. Her yanım şaşırsın isterdim parmak uçlarında. Bir sır gibi sakladığım ve gece olduğunda yatağıma bıraktığım hayallerim vardı nedenlerimin sorgulandığı. Bir de sen vardın öyle güzel, öyle sessiz, öyle çok… Öyle çoğalırdın ki içimde, öyle hızlı akardı kanım, dur durak bilmeden sızlardı damarlarım. Seni beklemek umuttu, henüz açık yaralarıma. Seni düşünmek,  Seni sevmek mutluluktu, sakin bir denizin dalgasında. Sen, benim kendime yarattığım karanlık bir geceydin. Kimse görmedi seni ben de. Kimse bilmedi ellerinin kokusunu, dudağımdaki tuzunu kimse tatmadı. Her kelimen bir anahtardı, kilitli kapılarımı açan. Her kapıdan yalnızlık çıkar, dolanırdı eline ayağına. Beni, o kapılar ardından, gün ışığına bırakan sendin. Hüznüm, senin çıkıp gitmendi bir gün ansızın.
Uyanmaktı derin uykulardan, çözülmekti bir düşün orta yerinde. Susarak ilerlerdin yüzümde. Sahi çarpışmış mıydık yoksa çarpılmış mıydık o rüya da? Rüya olsa, böyle deli eser miydi içimdeki rüzgâr? Böyle savurur muydu beni kıyılarına? İçimi içine kazıdım ben ! İçimi içine kazıdım. Bak sıyırdığım yerlerden akan kanın nasılda kırmızı! Nasıl da sızlıyor etin. Nasılda akıyorsun bilinmez yollara…

Gitmek için sebeplerim vardı elbette. Bir denizin hemen kıyısında koptu parmaklarım. Çocuk seslerine karıştım. . Üşüyordum. Lanetli bir öfkenin hüznü vardı gözlerimde. Görmüyordum. Anılarım vardı o üzüm bağında. Salkım salkım olmuş çocuk yüreğim. Her yanım hüsran, her yanım yalandı. Tane tane yazdım her satırı geçmişe. Anlatamadıklarım, anlatamadıkça sinirlendiğim bir sürü pişmanlık vardı ruhumun derinliklerinde. Her sokak sırtımda bir iz bıraktı, omzumda bir yük... Belki de en çok sana benzedim bunca zaman. Sana benzemek için kaldım kendime.

Ben hala o rüyadayım. Uyuyorum gözlerim sımsıkı kapalı. Çarptığın benim sağ yanımdı, hani tutmayan, hani hissetmeyen hiç kimseyi.heryerde her şeyde seni gören.. Sakın kaldırma düştüğüm düşten. Ben uyuyorum hala. Rüyadayım henüz ve hala buradayım. Sakın uyandırma beni. Bırak doyuncaya kadar uyuyayım…

 

27/12/2007

SEVİYOR ... SEVMİYOR

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini
hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.
Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya
başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.
Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.
Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya
görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını
bilememiş. içinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya, "sizi uzaktan gördüm ve yanınıza
gelmek istedim.". Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş, "ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını
seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı
güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok
sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.
Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret
edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan,
incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da
kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.
Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya
dönmüş ve; "Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa
benim yanımda mutsuz musun?". "Hayır" demiş kelebek. "Bilakis,
sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü
sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık
kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını
fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece "Bende..."
diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim.
Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin
acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş,
sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, "seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar,
sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:
"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...

16/10/2007

MİNİK BİR AŞK HİKAYESİ

Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz degneği ve el yordami ile otobüse binmişti.
Şöför : Soldan üçüncü sira bos hanimefendi, dedi.
Kadin 32 yasinda güzel bir bayandi ve esi oldukça yakisikli bir hava subayi idi. Bundan birkaç ay önce yanlis bir teshis sonucu gerçeklestirilen ameliyatla gözlerini kaybetmisti genç kadin ve asla göremeyecekti.
Kocasi ameliyattan sonra aci gerçegi ögrenince yikilmis ve kendi kendine bir söz vermisti. Asla karisini yalniz birakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayaklari üzerinde durana kadar cesaret verecekti.
Günler geçiyordu. Kadin her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdigi kocasina yük oldugunu düsünüyordu. Esinin bu içine kapanik,karamsar hali kocayi çok üzüyordu. Bir an önce bir seyler yapmasi gerekiyordu, karisi günden güne kendi içine kapanik dünyasinda kayboluyordu.
Bütün gün düsündü koca nasil yardim edebilirim güzeller güzeli esime. Birden aklina esinin eski isi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasil söyleyecekti, çünkü artik çok kirilgan ve nesesizdi. Bütün cesaretini toplayarak aksam karisina konuyu acti.
Karisi dehsetle gözlerini acti.Ben bunu nasil yaparim ben körüm, diye bagirdi.
Kocasi ona destek olacagini her sabah ise onu kendisinin birakacagini ve aksam alacagini ve ona çok güvendigini söyledi. Çünkü esini taniyordu ve bunu basarabilecegini biliyordu.
Kadin büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü esini çok seviyordu ve onu kirmak istemiyordu.
Her sabah esini isine birakiyor ve aksamlari aliyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi karisi eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocasi daha fazlasini istiyordu , kendisine söz vermisti sonuna kadar gidecekti.
Aksam karisina: Artik ise kendin gidip gelmelisin, dedi,. Kadin sasirmisti. Bunu asla yapamayacagini söyledi. Kocasi israr edince onu yine kiramadi ve bütün cesaretini topladi bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu.
Sabahlari kadin artik otobüs duragina kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek isine gidebiliyordu ..
Günler günleri kovaladi hiçbir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, soför :
- Sizi kiskaniyorum, hanimefendi dedi.
Kadin kendisine söylenip söylenmedigini anlayamadan, neden , diye sordu.
Soför, - Çünkü her sabah sizin arkanizdan bir hava subayi genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakiyor, otobüsten indikten sonra yesil isikta yolun karsisina geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanizdan öpücük yollayip size her gün sevgiyle el salliyor , dedi."

30/8/2007

..... DEDİ VE GİTTİ

İŞTE ÖLMEDEN ÖNCE SÖYLENEN SON SÖZLER…..

- Lan olum Rus ruleti öyle mi oynanır dur da göstereyim.
- Teker teker gelin layn…
- Sevgilim, abin bizi böyle görse ne yapardı?
- Korkma, bu tünelden yllardr tren geçmiyor…
- Abi çevremizde fazla polis yok, teslim olmayalım, kaçalım abi…
- Geeel, geeel, sağ yap gel.
- Abi çok seri bi araba bu yaaa…
- Demek piranha dedikleri şey bu. Hiho, bak Hulusi abi bıyıkları ile oynuyom bi şey olmuyo.
- O irmikleri neden aldın Nurhan, helva mı yapıcan? Niye?
- Burası Fener tribünü değil mi?
- Bah bah bah hala uzunlarla geliyo…
- Müjdemi isterim Turhan abi bi kızın daha oldu.
- Kim bekler lan yeşilin yanmasını?!
- Bekle Cemşit abi ben bi dalıp çıkıcam.
- Hala karlı gösteriyor mu hanım?
- Elektrikçiye ne gerek var canım, ben hallederim.
- Gel abi burası boyu geçmiyo.
- Vakkas abi. Senin için öyle böyle diyorlar, doğru mu?
- Hihoha… Bak gelen şey köpekbalığına ne kadar da benziyor.
- Rasim abi, kafesin kapısı kapalı değil mi?
- Baba… Ben hamileyim.
- Yapma Satılmış abi, şeytan doldurur.
- Bu külüstür essahtan 200 yapıyor mu?
- Semra’cığım bak arabanın ibresi 200′ü gösteriyor.
- Ben öldükten sonra tablolarım çok para edecek Ayşegül..
- Boğaza gelip temiz hava almayı iyi akıl ettik… Çocuğum oynama şu arabanın el freniyle…
- Doktora neyin gerek yok. Beni üfürükçü Sabit hocaya götürün.
- Ohooo doktorun her dediğini yapsak açlıktan ölürüz birader. Hadi yeyin yeyin afiyet olsun…
- Ulan, biz bugüne kadar kaç bomba imha ettik be! İşimi bana mi öğretiyon, lavuk! Kes şu mavi teli!
- Sayın seyirciler! Simdi en büyük numaraya geldik. Aslanın ağzını açıp, başımı içine sokuyorum.
- Burası eskiden mayın tarlasıymış ama artık bi tane bile kalma…
- Havlayarak üzerimize geliyor, çünkü bu cinsler çok insan canlısıdır.
- Paraşütü en aşağıda ben açacağım.
- Komutanım, pimini çektikten sonra kaça kadar sayıcaktık?
- Olum bu mantarlar zehirli değil, bak ben nasıl yiyorum.
- Amma keskin virajmış yav!!
- Dikkat kaptanınız konuşuyor: Eşhedü en la ilahe illallah … (Pilot Temel)
- Önüne baksana lan! Ne çarpıyon omzuma?
- Bu kadar korkma canım! Bu yılanların hepsinin zehirleri alınmış.
- Uçağın pervanesini görüyon mu? O kadar hızlı dönüyo ki sankim dönmüyomuş gibi.
- Kaplanlar da aynı kedi yavruları gibidir. Bak böyle gıdışından sevicen bak iyi bak…

24/8/2007

AYIP OLUYOR

Pardon Aşka Ayıp Oluyor !

Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil... Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.

Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.Peki bu neden böyle oluyor ? Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.

Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı...

Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı...Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bu günün insanı...

Bu günün insanı aşkta köşe dönmeci. Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor. Sevmeden sevilmek , vermeden almak istiyor.

Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor. Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor. İlişkiler çıkar menfaat üzerine kurulu.

Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.

Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor

24/8/2007

İSİMSİZ DUYGULAR

  Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler.Hep bekletmeyi.,.hep ertelemeyi...bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik,hiç dinmedi doyumsuzluğumuz,biz hep uzaktakini sevdik sevgili...yanımızdakini değil,odamızın duvarının arkasındakini değil,birşeyler paylaştığımızı değil,uzaklardakini,ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik...Yanımızdakileri kırıp geçirdik,incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri...
Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı.Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk,küçümsedik onların sevgisini,yeni heyecanlar arama isteği vardı.Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı.Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz. Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsız olan bizdik...Bir insan bizi sevmeye başladığında,yenildiğinde sevgimize;ondan uzaklaşır, nasıl da tiksinirdik sevgilerinden biz. Ama bizden biraz uzaklaşmaya görsünler onları yana yakıla nasıl da arardık. Çünkü biz sevilmeye alışmıştık, hatırlasana nasıl da ihtiyaç duyardık seslerine, kokularına. Kaybolmuştuk dağıttığımız sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk. Sınırlar erir, karışırdı herşey. Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı ama onu kime vereceğimizi şaşırdık. İnanırlardı bize,inanırlardı o öksüz, sahipsiz, başıboş sevgimize. Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye...Çünkü onlar da bizim gibi sınırlar içinde büyümüşlerdi. açılamıyorlardı,kendilerini tanıyamadan çıkamazlardı, sınırdan izinsiz çıkış yoktu bize,sevgiye geçit yoktu.Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini,kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur.Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında.Bunu bilirler sevgili,ama kıramazlar zincirleri.
Aşkı,sevmeyi,sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken,aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti.Kendimden biliyorum,gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu.Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili.
Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri.Kaygı dolu,ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri.Okuduğumuz yoksulluk romanlarında,gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında.Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık...Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden,birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya....
Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk,ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk.Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza.Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşklarıda...
Biliyormusun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben.Aslında onları tanımıyordum ben,ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine .Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar,onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben...
Bir tek seni tanıyorum aslında ben...Bir tek seni...
Dinliyorum anlat hadi...Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden.....
__________________
" Sen ki gül yüreklim,
Karanlıklarıma gülümseyen güneşim,
Acılarımda sığındığım nefesim,
Gülümsediğimde gamzemDeSin...
Hadi gözlerini kapat yıldızlara.
Ve ben,
gözlerindeki Cennetin icinde nefes alıyor olacağım."



"Kıyamadığımsın..."


Get your own Chat Box! Go Large!